Gece notları - 3

Tüm evren üstünüze geldiğinde...

Tue, 17 Jul 2018 | 3 dakikada okuyabilirsiniz.

Evrenin bütün yıldızlarının size misafirliğe, bu gece evinizde kalmaya geldiğini düşünün. Ama siz onları kirlenmiş gecenin ışıklarından göremiyorsunuz. İstanbul’da yaşamak böyle birşey işte. Ay göründüğüne pişman bile olabilir. Gerçi şu son zamanlarda yaşadıklarımızı da sayarsak, bizim ay karşısındaki utancımızdan dışarı bile çıkmamamız lazım.

Samanyolu

İnsan okunmalı

İnsanoğlu pek bi nankör. İnsanoğlu kendini tanrı rolünde görmek için elinden geleni yapıyor. Sahte üfürükçü hocalar, sahte bal satıcıları, sahte gergedan boynuzu satıcıları ve sahte düşünürler. Hatta bu listenin altına siyasetin en kallavi yalancılarını da katabiliriz.

Aslında bütün insanlık kendi içerisinde tanrıcılık oynununu oynamakta. Bu sadece ülkemizde değil, tüm evrene yayılmış durumda. Çünkü bildiğimiz evrende sadece biz, düşünebilen varlıklar olarak görünüyoruz. Bazı kesim ise üst akıl ile boğuşmakta… 😒

Şöyle bir kafamı kaldırdığımda, yıldızları görmeye çalışıyorum. Gözlerimi çok kısarsam -ki İstanbul’un yüksek tepelerinden birindeyim- belki görebiliyorum belirli bir kısmını. Benim için şu an evren, görebildiğim yıldız alanı kadar. Neden daha geniş bir alanı göremeyeyim ki?

Ufuk açan kitaplarda bugün diye bir YouTube kanalı açsam, inan kimse izlemez. Ama ben size bu kitabı aktarayım bu yazıdan. İnsan. Okumanız gereken yegane kitap insan. Nankörlüklerinden tutun da, bencilliklerine kadar sayfa sayfa okuyabilirsiniz. En azından okuma için verdiğiniz emekler karşılığını bulacaktır. Daha sonra insanların yazmış olduğu kitaplara geçebilirsiniz. İşte o zaman ufuk açma işleminin daha rahat gerçekleştiğini görebilirsiniz.

Tanrıcılık

Burayı Ayrıca Aydınlat

Gelelim tanrıcılık meselesinin açılımına. Biz elimizi taşın altına koyan kişileriz. Ya da en azından öyle görünüyoruz. Genel olarak bütün insanlar eşittir. Biyolojik olarak belirli sınırlar çerçevesinde yaşayabiliriz. Evet bazen kas yaparız, kilo alırız, kilo veririz, ishal oluruz ya da mutluluktan havalara uçarız.

Ama her zaman daha fazlasını İSTERİZ!

İşte burada kendi içimizde mutluluk ve üzüntü biriktirebiliyoruz. Bunları daha sonra kullanmak için saklamaya çalışsak da, elbet bir gün bu hislerin kaybolacağını biliyoruz. O yüzden kendimize daha fazla mutluluk, daha fazla içki, daha fazla kas vb. mantıklı yada mantık dışı hedefler koyuyoruz. İşte burada tanrıcılık oyunumuz başlıyor.

Bu daha fazla mottosunun devamı için kendimize mini mini evrenler yaratıyoruz. Bu evrenlere ve içinde yaşayan varlıklara saygımız olmadan sömürge sistemi oluşturuyoruz ve ne kadar çoık çıkarım yapabilirsek daha fazla mottosunu o kadar tamamlayabileceğimize inanıyoruz.

Ama bu isteklerin ve çabaların %80 oranında başarısız olma durumu var. Çünkü bazı hislerimiz bir saniye kadar sürüyor. Ve sonra bunun elimizden gitmesine engel olmaya çalışırken kendimizi parçalıyoruz. Gerçek anlamda hem de! 😞

Başaramadığımız ya da elimizden kaçan her mutluluktan sonra bu durumu kanıksamaya başlıyoruz. İşin garip tarafı, sosyal farkları -zengin, fakir, orta direk- olan kişiler de bir süre sonra aynı duruma geçiş yapıyor. Yani zenginseniz daha mutlu, fakirseniz daha üzgün ya da orta direk bir ailedeyseniz daha naif olmuyorsunuz. Herkes bir süre sonra bu kanıksanmışlık haline geçiş yapıyor. Yani daha fazla haz aramıyor. Çünkü beyni bir yerden sonra ne yaparsa yapsın daha fazla mottosunun gelişmeyeceğini anlıyor.

Ama biz doymamışlar bu tanrıcılık oyununa devam ediyoruz.

Benim nacizane tavsiyem, bütün bu hazları içimizde aramak. Beynimizi ve bedenimizi eğitmek. Buddha öğretilerini araştırmanızı tavsiye ederim.

Samanyolu ve Diğerleri

Andromeda

Üstümüze doğru gelen bir galaksi var. Andromeda. Elbet bir gün buluşacağız diyerek üzerimize son sürat, kaptırmış bir şekilde geliyor. Hubble’ın bu galaksiye dair bulgularından ve Einstein tarafından değiştirilmek zorunda kalan evren sabiti sonrasında yapılan araştırmalar da bunu gösteriyor.

Çokça milyar yıl sonra bu iki galaksi çarpıştığında biz buradan çoktaaaaaaaaan göçmüş olacağız. Bize ne demeden önce şu lafımı bir dinleyin. Geceyi öyle bir bozuk ki, kafamızı kaldırıp o en parlak yıldızımsı galaksiyi göremiyoruz.

İşte burada dieğerleri devreye giriyor. Şu an kıyısında köşesinde yaşadığımız ”Milky WaySamanyolu galaksisinin, ekmeğe(!) sürülecek aklı olmayan gelişken primatlarıyız. Yukarıda size anlattığım şeyler konusunda biraz olsun düşünme şansınız olduysa ya da bu satırlara kadar geldiyseniz. Zaten büyük ihtimalle bu hazlardan biraz olsun arınmış kişilersiniz. En azından ben öyle umuyorum.

Diğerleri diye bahsettiğim şey ise, kendi kendimizi tamir edebilen bir psikolojik mekanizmaya sahipken, birbirimizin ağzına sıçmak için elimizden gelebi yapıyoruz. Bazen gün içinde çalışırken, ezberden başka birşeyi olmayan insanlarla telefonda, yüz yüze ya da mailleşerek görüşüyorum. Yukarıda anlattığım hazlar ile gaza geliyorlar. Gelmeyin şu gazlara desem de çok aldırmıyorlar.

Beyin bedava onlar için. Gerçekten de öyle sanırım. Diğerleri için bir çözüm bulamadım. Bulabilen beri gelsin. İki laflarız.

Gece notları bizi düşünmeye davet ediyor.


Dip Not: Dehşete kapılmadan bu çarpışma hakkında bilgilenmek için sizi Kozan Demircan’ın yazısına akıtıyorum. Buradan Tıklayın

Loading...
Serkan Algur

Serkan Algur Biraz da ben yazayım. 💙