Gece notları - 1

Günün getirdikleri ve gecenin söylecekleri var...

Sun, 08 Jul 2018 | 3 dakikada okuyabilirsiniz.

Gece notları ilk yazısında nefret, kırgınlık, düşünceler, kirlenmiş dünyanın insanları ve daha fazlasını bulabileceksiniz. Bu başlık da bütün yazı bitince oluşturuldu ki size bir anlam karmaşası yaşamadan okumak nasip olsun. Gecenin okumasını ister gündüz yapın, isterseniz hiç yapmayın. Üstüne alınanların şimdiden abv sayın güzel insanlar…

Gece - İstanbul

Günler, haftalar, aylar boyunca hiç olamayacağımız kadar sabırla bekleyebiliyoruz. Kendimizi aşmanın yanı sıra, verimli bir yaşam kalitesi yakalayabilmek için çabalıyoruz. Ama işin en kötüsü de değer görmeden geçip giden günlerimizin sonunda, yani gece geldiğinde başımızı yastığa koyamıyoruz. Çünkü bilinç altımızda, o gizli saklı ormanın içinde yer alan düşünceler bizim değersizleştirlen düşüncelerimizi gizliyor.

Uyumadan önce aklımızda dolanan yeni fikirleri bile baltalayan düşüncelerimizi saklıyoruz. İstemeden, tamamen otomatik olarak gerçekleşen bu durumdan haberdar olamıyoruz. Arkadaşlarımızı seçerken takındığımız/takıldığımız güven olgusunu aşamıyor, şüpheci olamıyoruz.

Sonrasında olay, yıllar boyunca kendimizi adadığımız şeylerden vazgeçmeye kadar gidiyor. Ha sorarsan suçlu da sen oluyorsun ya, sormuyorsun bu yüzden. Onlar kendi yaptıklarından asla sorumlu olmadıklarını düşünüyorlar çünkü. İçeride neler olduğunu sen biliyorsun, bilmemezlikten geliyorsun.

Gece geliyor ve yastığa başını koyuyorsun. Uyuyamıyorsun, uyutmuyor bilincini uyandıran o sinsi düşünceler. Leş gibi kokana kadar terliyorsun sıfr bu yüzden. Mevsimi farketmeksizin.

Sistemden uzak kalmak

Yollar

Belirli şeyleri sindirmek ve şeytanın dürttüğü şeyleri uygulamaya geçirmemek için sistemin kendisinden uzaklaşmayı seçtim. İyi mi ettim, yoksa düşük profil moduna girerek kendimi mi öldürdüm bilemiyorum. Ama hâla bazı kişiler beni arayıp danışıyorsa ve bu danışmaları karşılığını buluyorsa, kötü bir karar vermediğimi düşünebilirim.

Kendimi yeni kurduğum aileme ve bu ailenin selametine adamış olmam tabii ki esas işimden uzak duracağım anlamına gelmiyor. Yazılıma devam ediyorum, danışmanlıklarım sürüyor ve bunları zevk alarak yapıyorum. Evet aslında düşük bir ücret karşılığı, sadece ama sadece gerekliliklerimi karışlayacak bir işte çalışıyor olabilirim. Ama bu da geçici bir durum, daha iyi şeyler için bir duraksama.

Sistemin kendisinden uzak kalmak sadece baş ağrısı olan bir durumdan kurtulmak benim için. İnsanların iç yüzünü gördükçe, daha derin düşüncelere dalıp çözümler üretmeye başladıkça anladım ki, hak eden kişiler üzerinde titremek, hak etmeyenler için ise bir satır kod yazmamak gerekmiş.

Dün abi diyenler bugün yoklar, kendileri bilirler. İnsanların kendi seçimlerini değiştirmek için parmağımı bile kıpırdatamam. Onlarla uğraşmaya çalışmak benim için gereksiz bir durumu ortaya çıkartır ki, yeni baba olmanın yanı sıra, onların düşünemedikleri şeyler hakkında kendi projelerimi çıkartıyorum.

Can yaksan neye yarar

Çok basit şeyleri kullanarak, çok fazla zarar verilebilir. Misal basit bir kibrit, kocaman bir evi yakabiliyor. Şu teknolji çağında, ufacık bir bilgi kırıntısının nelere denk gelebileceiğini varın siz düşünün.

Ama can yakmak bize gelmez, en azından ben çok fazla uğraşmak istemiyorum.

Binalar

Binalar, İnsanlar, Otobüsler

Betonlaşmış şehirlerin esiri olmuşuz. Bu arada bu kısım yazının ikinci bölümü gibi 😏. Her sabah uyandığımda yatağa geri koşmak istiyorum. Hatta sadece koşmakla kalmayıp, bir havuza dalıyormuş gibi bir his hayal ediyorum. Sizleri bilmem ama ben özellikle İstanbul gibi metropolitan bir şehirde sabahın köründe trafik sıkışıklığına girmek istemiyorum!

Toplu taşıma kullanma taraftarı biri olarak, en boş olması gereken yolların bile sağa sola çekilmiş olan araçlar yüzünden tıklım tıkaş dolu olduğunu görüyorum. Bu yüzden trafikte gerekenden fazla vakit harcamak, ömrümden ömür gitmesine sebep oluyor. Çok büyük vakit kaybı yaşıyorum. Eminim bütün İstanbul ahalisi benimle aynı düşünceleri paylaşıyor.

Kaldı ki işe gitmek için İstanbul’un taaaaaaaa kadar uzak yerinden kalkıp, şehrin öbür ucuna giden arkadaşların kendi içerileride yaşadıklarını hayal dahi etmek istemiyorum.

Her tarafımız bina, her tarafımız bir dolu trafik, her tarafımız otobüs ve kişisel alanlarımızın dibine kadar giren insanlar…

Çok fazla insan var şu İstanbul’da. Hatta ülkede. Fazladan 4 milyona yaklaşan ve gün geçtikçe sayıları artan misafirlerimiz var. Bazıları küstahlaşmaya da başladı ya, hadi hayırlısı.

En sonunda, Gece

Gece bizi saklar, düşücelerimizi ise en derin yerlerinden çıkartır. Ama çoğunlukla iyidir. Gece kötülüklerin üstünü örtmeye çalışanlara tutulan avcı fenelerini destekler hale geliyor. Gündüz gölgesinde saklanan küçük su yılanlarının bu gece çıktıları sokaklarda başlarından ezilmeleri dileğimdir.

Daha fazla ferahlık için gecenin gizleyiciliğini kullanmaya çalışanlara engel olunuz.

Kalın sağlıcakla.

Loading...
Serkan Algur

Serkan Algur Biraz da ben yazayım. 💙